Featured image of post Virgül 25 Temmuz

Virgül 25 Temmuz

Haritada maviler daha çok ABD ile ticaret yapan ülkeleri, kırmızılar daha çok Çin’le ticaret yapan ülkeleri gösteriyor. 200 ve 2020 senesindeki durum. Artık Çin dünya için ABD’den daha önemli bir ticaret partneri.

Bunun sebebi de 2001’de Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması. Ucuz işgücüyle ve kendi kaynaklarıyla tüm dünyanın fabrikasına dönüştü. Bunun onu liberalleştireceğini ummuşlardı. Otoriter tek parti yönetiminden Batı tipi demokrasiye geçeceğini. Bunun yerine son başkan Xi’nin görev süresini uzatarak iyice diktatörlüğe dönüştüler. Uygurlar ve sair azınlıklara eziyetleri de bu dönemde arttı. Güçlendikçe daha pervasız bir ülkeye dönüşebilir.

Kendi içinde bir adalet mekanizması olduğu kesin. İçeride büyük bir zulüm hissedilmiyordur, çünkü ortada pasta var ve o bölüşülüyor. Toplumlar nimeti paylaşırken şikayet etmez, külfeti paylaşırken bölünürler.

Pandemi Çin’e bu külfeti getirir mi? Çin bölünür mü? Yoksa dünya Çin modeline mi dönmeye başlar? Bireyin daha sıkı kontrol edildiği ve sınıfların ideoloji yoluyla belirlendiği bir şirketçi-sosyalizm (yani Faşizm) yeniden sahne mi alır? Faşizm’in göstergesi aşırı milliyetçilik değil, milliyetçilik toplumu takviye etmek ve heyecanlandırmak için bir araç. Asıl mesele toplumsal sınıfların hizaya sokulması, mülkiyet dağıtımının ve sınıf geçişlerinin sadece devlet eliyle yapılabilmesi. Devletin en büyük müşteri olduğu bütün ekonomilerde Faşist bir hava var, bizimki de öyle mesela.

Ekonomilerin bu devletçilikten kurtulması için mülkiyet hakkında sınırlama yapmanın bir manası olduğunu sanmıyorum. Sosyalist kafadakilerin çoğu, bir şeyler kamulaştırılınca kendilerine ait olacağını sanıyor. Çırağan Sarayı kamulaştırılınca yine gidemeyeceksin oraya, falanca kurumun, falanca dairesinin yazlık oteli olacak ve onlardan bir tanıdık bulmadan orada yer ayırtman mümkün olmayacak.

Bu sebeple mülkiyet hakkı devlet eliyle sınırlandırılıp, oyunun kurallarını istediği zaman değiştirecek kocaman bir kurumun eline verilemez. Böyle bir dünyada bireyin robotlaşmaktan başka çaresi yok. Liberalizm sair eksiklerine rağmen, insanlara hala bir miktar sınıf değiştirme imkanı verdiği için cazip.

Bunu geliştirmenin yolu da Liberal iktisadı iki yönden takviye etmek: Birincisi sosyal adalet mekanizmalarını güçlendirmek, yani liberal deyince illa birbirinin boğazına sarılmış, öldüresiye rekabet eden, işçilerini öldüresiye sömüren bir takım şirketler değil, bunların zemin bulduğu toplumun ortak refahı sözkonusu olmalı. İkincisi de mülkiyet hakkının çapının değil, süresinin kısıtlanması gerek. Üretim araçlarının, şirketlerin mülkiyetinin, yani Boğaz’da gördüğümüz yalılarda oturan insanların orada oturmasına imkan veren mülkiyetin, ailelere değil, bireylere ait olması ve bunun da bireyin ölümünde tekrar topluma iade edilmesi lazım.

Her toplum sınıflaşır. Önemli olan bu sınıflaşmanın hangi kriterlere göre olduğu. Devlet başkanının yakını olmakla mı ekonomik güç kazanıyorsun, işini iyi yapmakla mı? Bir ideolojiyi iyi bilip, her yerde bunu belli etmekle mi mevki kazanıyorsun, devletin asıl derdi olan adaleti ve halkın genel ihtiyaçlarını sağlayarak mı? Toplumlar eskidikçe sınıflar katılaştığı ve güç sahibi aileler de oyunun kurallarını hep kendi lehlerine oluşturdukları için, devrim kaçınılmaz hale gelir. Eğer orada güç sahibi aile kalmaz, mülkiyet ailelere değil, bireylere ait olursa, aileler değil, bireyler sınıflaşacak ve daha dinamik bir toplum oluşturacaktır.

Emin Reşah - Her Hakkı Mahfuzdur
Built with Hugo
Theme Stack designed by Jimmy